Translate

13 Temmuz 2015 Pazartesi

VARILACAK YERİM YOK!

  Diyorum ki toplamalı artık valizi. Uzak diyarlara upuzak diyarlara gitme vakti.. Sevdiğim, sevildiğim, değer verdiğim ne varsa benimle gelmeli. Ve arkada bırakılmalı koyu acıların hepsi. Daha az acılarımı almalıyım yanıma, daha az dertleri.. Çünkü mutlaka bir şeyler öğretmiştir bana, beni ben etmişlerdir mutlaka. En güzel günlerimde bile ihtiyacım olabilir. Aslında acı da değil tecrübe denilebilir..
  Şimdi bir uzun yol var önümde. Dönemeçler, virajlar, sapaklar yok. Dümdüz ve uzun bir yol işte. Ardıma bakmayacağım. Bir arpa boyu yolda gitsem ardımda bıraktığım hiçbir şeyi ve hiç kimseyi yeniden heybeme katmayacağım. Yalnız, kararlı ve cesurca.. Yürünülmesi gereken yolu adımlayacağım. Olduğu yerde saymak ne katar ki insana? Nereye varırsam varayım nereden geldiğimi unutmayacağım...
  Bir güzel hayal ya da rüya belki.. Bilmiyorum bu yol nereye gider ve kim yapar beni.. Unutmayacağım şeyleri de unutmalıyım artık.. Unutulmayacak her şeyi unutmalı. Hüzünden eser kalmamalı artık. Vakit dar.. Gitmek gerek.. Sevmek, sevmek, sevmek gerek. Dağ, taş, kuş, çiçek, börtü böcek.. Ne gelirse elden neye yetersem onu severek.. Gitmek gerek...

12 Temmuz 2015 Pazar

KÖTÜ MÜYÜM?

  Bazen diyorum hayata karşı, hayır hayata değil insanlara karşı nedir benim içimde ki masumiyeti, iyi niyetlerimi, güzel olan her  şeyi koruyabilecek zırhım. Yoksa önce kendimden mi korumalıyım kendimi. Ben miyim beni dolduruşa getiren. Öfkelenen, hırçınlaşan, kalpleri kıran yanımı alaşağı edemeyen. Ben miyim bir bir iyi niyetlerimi kendimden koparıp kötüleşen.
  Sensin.. Sensin hayal ettiğim her güzel şeyi elimden alan. Sensin bana onca çabanın iyilikten değil gösterişten olduğunu öğreten. Oysa ben bir çocuğun yüzünde ki gülümsemeye yaşamak derdim. Yaşıyorsak eğer en güzeliyle, biraz değil bir çok iyilikle, elimizi bir yerlere değdirerek yaşamalıyız derdim. Küçük çocukların basit şeyleri önemsediği değer verdiği gibiydi içim. Ufacık şeylerle sevinen, her şeyin iyi olmasını dileyen biri değil miydim? Kafam karışık... Ne zaman kötü yaptın beni? Ne zamandan beri kötüyüm ben şimdi? 

11 Temmuz 2015 Cumartesi

NE DERSEM GELİRSİN?

   Gel.. Gel bir kez konuşalım seninle. Ama yok susmak. Bırak bağırayım, bırak ağlayayım, bırak da artık anlatayım. Seni sevmenin bana yaşattığı iyi bir şey var mı sanıyorsun da seni sevmemden rahatsız olmuş gibi davranıyorsun. Bırak da kimin canı yanmış,kim ne yaşamış, kim ne kadar bozguna uğramış konuşalım. Sevmek sana yakışmadı bırak bari ben bana yakıştığı kadarını yaşayayım. 
   Değdi mi dersin bunca vakittir uzak kalışımıza. Ellerini ellerimden ayırışına..Değdi mi dersin? Bensizlik seni mutlu etti mi? Sahi nerelerde, ne hallerdesin? Aşık olmayı becerebildin mi? Anlamadığın bir şey var senin. Ben sevdim diye değerlisin bu kadar. Bir düşün sevilmeden kimsin,nesin?
   Gel bir kez sarılalım. Bakalım hala var olacak mı o gururun?  Ben yine aynı aşık kadın olarak karşında dururum. Tutarım ellerinde ve gözlerinde huzuru bulurum. Haydi kalk gel. Gelemeyecek kadar içinde nasıl bir duygu var bari bunu anlatmak için gel. Ne dersem gelirsin ki bir bilsem. Bana biraz vakit ver. Tüm harfleri alıp binlerce kelime kurup seni yanıma getirecek bir sözcük bulurum. Sen geleceğini söyle ben sana yol bile olurum...

10 Temmuz 2015 Cuma

EN HAK ETTİĞİN DİLEKLERİMLE...

  Kabul edilemez bu alçakça vaziyet! Bu bir gün karşına çıkar dibe kadar batarsın sen de elbet. Ahım var benim sana. İki elim yakanda her iki dünyada da. Sana harcadığım her güne, senli geçmiş her düne lanet okumadan diyeceğim şudur ki çekeceğin var senin. Başına gelecek daha çook derdin var bilesin. Bunca öfkemin sebebini bir kez adam akıllı sormadın ya bir de bunun için ah edeyim sana. Kimseye anlatamayacağın kimsenin dinlemeyeceği dertlerin olsun da anla. Susmayı seversin ya hani, hep bahsedersin. En susulmayacak konuda iki kelam edemeyecek hale gelesin. Sen benim canımı çok yaktın, çok yaktın sen benim canımı. Ben bunu nasıl sineye çekeyim.
  
Ne demektir bu yalakalık, yavşaklık..? Bu kardeş dediğin kıza iltifatlar edip aşırı bir korumacılık. Hep içten içe bilirdik de konduramazdık. İlginin alakanın sebebi ne, neyden korktun da ağzını açamadın anlayamadık. Seviyorum desen en başta ama ilk başta hadi olmadı orta vakitlerde bir anda ya da bari en sonunda söyleseydin de mertçe çıksaydın ortaya. Uzaktan bile fark ediliyor onun bir tarzı varda senin ne adamlığın var ne bir duruşun, omurgasızlık da son nokta! Tekmelenen durakların sebebini, elin oğlunun karşısında racon kesme hikayeni şimdi anladık.
 
 Benim halime ne dersen de... İster kinci, ister hayalci, ister dengesiz de... Çoğul konuşuyorum BİZ senin halini en iyi bilenlerdeniz. Bizi de Allah bilse yeter diyenlerdeniz. Bu sebeple adamlığını yerde bulup öpüp alnımıza koyup yüksekçe bir yerde muhafaza ederiz. Bir gün gelir af dilemeye gelirsen -ki affımıza helalliğimize muhtaç kalacağın günler için çok dua biriktirdik- geri iade ederiz. Daha konuşulacak laf yoktur! Senin keder içinde olduğunu görmeden bana da huzur yoktur!

AŞKIN İLK'İ

 Ben bu pencerenin başında bilmem kaçıncı kez oturuyorum.  Bazen geçmişi düşünüyorum. Güzel anılarımı. Lise yıllarımı. Lise de millet ergenlik yaşarken ben kendi halimde sessiz sedasız etliye sütlüye karışmazdım. Bir de o zamanlar platonik aşıktım. Bilirsiniz hani şu dizilerde ki gibi. 
  
  Uzun palto giyer gelirdi okula baş kahramanımız. Aynı sınıftaydık. Senenin başından sonuna kadar hatta bir sonra ki seneye kadar keşke beni sevse diye dualar etmiştim. Bilmiyordum meğer ülkücüymüş ağır ağabeyimiz. Ona tersmiş böyle şeyler daha mühim işlerin peşindeymiş. Bana böyle demişlerdi bir kaç ismini hatırlamadığım gereksiz. Bir senenin sonunda öğrendim aşıkmış, oda beni sevmiş. Ne çok susardım yanında, kalbimi yerinden çıkacak sanırdım. O kadar başka biriydi ki benim için, bir şehri baştan sona onu görmek için adımlardım. Tüm okulun yengesi olmuştuk bir de. Sonra ne mi oldu nasıl mı bitti derseniz. Ben bıraktım.. daha yakışıklı daha zeki daha popüler bir adam için onu öylece ortada. Yani sorsanız herkes bunu anlatırdı size. 

  Sonunu anlatayım , hikayenin aslını. Çok sev, çok güven, onu kalbinde öyle bir yere koy, gözünde o kadar büyüt, sevgin kadar kocaman bir saygı duy her şeyine, sonra daha ilk defa sevgilisi olmuş tedirgin ürkek ve aşık bir genç kız olarak karşında ki adam seni gelsin öpsün. Beklemezsiniz ki, korkarsınız, nereden bileceksiniz o yaşta hem daha çok masum çok safsınız. Sonra bir daha kimseyi ne gözünüzde o kadar büyütür ne o kadar dört dörtlük olduğunu düşünür ne de sonuna kadar güvenirsiniz. Sonuçta erkektir işte. 
  ilk ve son arasında hangisi daha çok önemlidir sizce. Yani unutulmaz mı ilk aşklar dersiniz? Ama sonundayız işte, besbelli her şeyin en sonunda...

9 Temmuz 2015 Perşembe

SIRADAN(MEKTUP)

  "Sevgili yazmayı seven adam. Kocaman adam.. Öfkenize bile öfkelenemeyen, kızamayan, kırılamayan küçük bir bayandan söz etmemişsiniz. Size verdiği değeri hiç mi hiç fark edememişsiniz. Küçücük kalbiyle kocaman kalpli bir adamı sevmeye kalkıp eline yüzüne bulaştıran bu bayanı affediniz. Onun tek isteği size yakın olmaktı. Siz ise onu kendinizden uzaklara ittiniz. Pişman olunuz lütfen, pişman olup, özleyip bir an önce haber veriniz. Günlerdir aklımda olan yalnız sizin çehreniz. Gözümün önünden gitmiyor gözleriniz. Ne acıdır ki yazmayı bildiğiniz kadar sevmeyi bilememişsiniz. Bilseniz bu mesafeye razı gelemez, beni uzaklara süremezdiniz. Sevmemiş, sevememiş olma ihtimalinizi düşünmektir kalbime ızdırap veren. Bu konuda daha net olup lütfen artık bir şeyler söyleyiniz. Gelmeme veyahut bir daha asla karşılaşmamak üzere sizinle, en en uzağa gitmeme yetecek bir şeyler söyleyiniz. Umudum şudur ki kocaman kalbinizde küçücük de olsa bir yerim olsun ve sizi unutmak değil unutmamak, her daim hatırlamak boynumun borcu olsun. En güzel dileklerimle kocaman kalpli adam.. Sizin tabirinizle küçük bayan.. "

8 Temmuz 2015 Çarşamba

AÇIKLAMA

Bugün düz bir yazı yazacağım birazcık. Açıklama yapacağım diyelim. İçimi döktüğüm geçmiş yazılarım paylaşım tarihlerinden çok daha öncesinde kaleme alınmışlardı. Blog u açtığımda tanımadığım insanların beni, duygularımı ve yazdıklarımı önemseyeceğini tahmin etmiyordum. Yazılarımı paylaştım.  Gözümün önünde olsunlar ki unutmayım istedim. Neler olup bittiğini, ne hissettiğimi, öfkemi, kinimi soğutmamak istemiştim. Ama anladım ki ben bunu çoktan aşmışım. Sadece roman yazan bir yazar gibi karaktere bürünmüşüm. Karakter kendim değilmişim. Ben sadece yazanmışım. Yazmayı sevenmişim. Yaşadığım, hissettiğim, yazılarda ki hüzün bende mevcut değilmiş. Artık kalmamış içimde,bunu fark ettim. Ve artık yazılarımın bundan sonra sadece birer kurgu, güzel birer hikaye olduğunu bilerek okursanız sevinirim. Teşekkür ederim...

İNSANLAR KÖTÜ

  Sonradan alışıyor insan. Zaman merhem mi yaraya yoksa daha çok yarayı deşen bir hançer mi misalen? Sonradan anlıyor insan. Zaman boşa akıp geçerken bir atım atmamanın geride kalmak olduğunu öğreniyor insan. Adım atarken hatırlıyor  bu yolu, bu dönemeci, bu adamı ve bu yarayı... Biliyorum ben. Ben gördüm, ben yaşadım hepsini... Yeniden ve yeniden. Bir eşek aynı çukura iki defa düşmez derlerken, bilmiyorum kaçıncı çukur. Evet bahsi geçen eşek benim ya da sen...Yaşamadım diye yalanlamak neye çare. Hepimize rastlar kötülük, kötü gün, kötü an.. Kötü olan biz oluruz bir de sonradan. Sonradan alışıyor insan... Kötüye, kötü olana ve kötü olmaya çoğu zaman.
  Biraz büyümüş hissediyorsun. Yenilmiş çıktığın sevmeler den kaçar olup bir celsede mutluluğa inanıyorsun. Doğru nokta burası. Yani bence.. Sence nasıldır bilmem. İnsanoğlu nankördür bak bunu bilirim. Bencildir. Merhametsiz, vicdansız, anlayışsız, saygısız... Bir çok sıfat sayabilirim. Hep mi kötüdür bu insanlar derseniz; Evet. Sonunda mutlaka kötüdürler. Bir yerden sonra mutlaka...