Translate

15 Eylül 2015 Salı

HADDİN MİDİR EY GÖNÜL?



Sarsam, sarmalasam.. Alsam da yedi kat altına gömsem toprakların. Kör kuyulara bağırsam da kimselere duyurmasam tek bir ahımı. Kuşlara anlatsam, yedi cihana dağılsa da kimsecikler bilmese bu dert kimdendir. Şimdi ben sussam, akmaya meyletmeyen gözyaşlarım kurusa, beni bilen tanıyan en yakınımdan kırk kat ellere kadar herkes duymadan, bilmeden, görmeden uzaklaşsa. Anlatmasam.. Anlatamam da...

Taşlaşmış kalbim. Kırılmayacak kadar sağlamından değil çoktan kırmış kıymet verdiğim. Taşlaşmış da bilmez olmuş neymiş sevmek... Kim kırılır kim üzülür bilmez olmuş. Kim hakikat kim gerçek kim sahte bilmez olmuş. Kim yakın kim uzak kim var kim yok görmez olmuş. Kimedir bunca sitem kimden sebeptir bu elem sorsa cevap duyamaz olmuş.

El olmuş yabancı olmuş bin bir kere, suspus olmuş lal olmuş yine... Ben derdime çare arar leyla olamamanın hüznünü yaşar iken mecnunluk da gözümüz yoktu deyip başını bir arpa boyu indirmeden göz göze gelemeden kibirinden cakasını atar derdime dert katar olmuş.

Şimdi neye meyledeceksin ey gönül? Kim verdi kim aldı bilirken kendine mi kızacaksın O'na mı? Her kusurda bir güzellik ararken kusur senmişsin, söyle şimdi nasıl kusursuz olacaksın? Bu gaflette boğulurken, gururum diye inlerken, öfkenden kudurup kendini yer bitirirken söylesene ey insanu mahlukat şimdi kimden medet umacaksın? Senin gibi bir garip kuldan mı? Bir zerre olsun başını koymamışken toprağa yine de O'nun huzuruna varmayacak mısın? Bunca hüsrana uğrayışın yeter! Bakıpta göremediğin yerde gül de sümbül de biter. Sen güzel ol ey gönül kusurda güzellik ara yine lakin artık kusurundan kendini yiyipte bitirme!..Bir sonbahara daha katlanmalısın şimdi. Düşen yaprağın da derdini yü
klenme!

13 Temmuz 2015 Pazartesi

VARILACAK YERİM YOK!

  Diyorum ki toplamalı artık valizi. Uzak diyarlara upuzak diyarlara gitme vakti.. Sevdiğim, sevildiğim, değer verdiğim ne varsa benimle gelmeli. Ve arkada bırakılmalı koyu acıların hepsi. Daha az acılarımı almalıyım yanıma, daha az dertleri.. Çünkü mutlaka bir şeyler öğretmiştir bana, beni ben etmişlerdir mutlaka. En güzel günlerimde bile ihtiyacım olabilir. Aslında acı da değil tecrübe denilebilir..
  Şimdi bir uzun yol var önümde. Dönemeçler, virajlar, sapaklar yok. Dümdüz ve uzun bir yol işte. Ardıma bakmayacağım. Bir arpa boyu yolda gitsem ardımda bıraktığım hiçbir şeyi ve hiç kimseyi yeniden heybeme katmayacağım. Yalnız, kararlı ve cesurca.. Yürünülmesi gereken yolu adımlayacağım. Olduğu yerde saymak ne katar ki insana? Nereye varırsam varayım nereden geldiğimi unutmayacağım...
  Bir güzel hayal ya da rüya belki.. Bilmiyorum bu yol nereye gider ve kim yapar beni.. Unutmayacağım şeyleri de unutmalıyım artık.. Unutulmayacak her şeyi unutmalı. Hüzünden eser kalmamalı artık. Vakit dar.. Gitmek gerek.. Sevmek, sevmek, sevmek gerek. Dağ, taş, kuş, çiçek, börtü böcek.. Ne gelirse elden neye yetersem onu severek.. Gitmek gerek...

12 Temmuz 2015 Pazar

KÖTÜ MÜYÜM?

  Bazen diyorum hayata karşı, hayır hayata değil insanlara karşı nedir benim içimde ki masumiyeti, iyi niyetlerimi, güzel olan her  şeyi koruyabilecek zırhım. Yoksa önce kendimden mi korumalıyım kendimi. Ben miyim beni dolduruşa getiren. Öfkelenen, hırçınlaşan, kalpleri kıran yanımı alaşağı edemeyen. Ben miyim bir bir iyi niyetlerimi kendimden koparıp kötüleşen.
  Sensin.. Sensin hayal ettiğim her güzel şeyi elimden alan. Sensin bana onca çabanın iyilikten değil gösterişten olduğunu öğreten. Oysa ben bir çocuğun yüzünde ki gülümsemeye yaşamak derdim. Yaşıyorsak eğer en güzeliyle, biraz değil bir çok iyilikle, elimizi bir yerlere değdirerek yaşamalıyız derdim. Küçük çocukların basit şeyleri önemsediği değer verdiği gibiydi içim. Ufacık şeylerle sevinen, her şeyin iyi olmasını dileyen biri değil miydim? Kafam karışık... Ne zaman kötü yaptın beni? Ne zamandan beri kötüyüm ben şimdi? 

11 Temmuz 2015 Cumartesi

NE DERSEM GELİRSİN?

   Gel.. Gel bir kez konuşalım seninle. Ama yok susmak. Bırak bağırayım, bırak ağlayayım, bırak da artık anlatayım. Seni sevmenin bana yaşattığı iyi bir şey var mı sanıyorsun da seni sevmemden rahatsız olmuş gibi davranıyorsun. Bırak da kimin canı yanmış,kim ne yaşamış, kim ne kadar bozguna uğramış konuşalım. Sevmek sana yakışmadı bırak bari ben bana yakıştığı kadarını yaşayayım. 
   Değdi mi dersin bunca vakittir uzak kalışımıza. Ellerini ellerimden ayırışına..Değdi mi dersin? Bensizlik seni mutlu etti mi? Sahi nerelerde, ne hallerdesin? Aşık olmayı becerebildin mi? Anlamadığın bir şey var senin. Ben sevdim diye değerlisin bu kadar. Bir düşün sevilmeden kimsin,nesin?
   Gel bir kez sarılalım. Bakalım hala var olacak mı o gururun?  Ben yine aynı aşık kadın olarak karşında dururum. Tutarım ellerinde ve gözlerinde huzuru bulurum. Haydi kalk gel. Gelemeyecek kadar içinde nasıl bir duygu var bari bunu anlatmak için gel. Ne dersem gelirsin ki bir bilsem. Bana biraz vakit ver. Tüm harfleri alıp binlerce kelime kurup seni yanıma getirecek bir sözcük bulurum. Sen geleceğini söyle ben sana yol bile olurum...

10 Temmuz 2015 Cuma

EN HAK ETTİĞİN DİLEKLERİMLE...

  Kabul edilemez bu alçakça vaziyet! Bu bir gün karşına çıkar dibe kadar batarsın sen de elbet. Ahım var benim sana. İki elim yakanda her iki dünyada da. Sana harcadığım her güne, senli geçmiş her düne lanet okumadan diyeceğim şudur ki çekeceğin var senin. Başına gelecek daha çook derdin var bilesin. Bunca öfkemin sebebini bir kez adam akıllı sormadın ya bir de bunun için ah edeyim sana. Kimseye anlatamayacağın kimsenin dinlemeyeceği dertlerin olsun da anla. Susmayı seversin ya hani, hep bahsedersin. En susulmayacak konuda iki kelam edemeyecek hale gelesin. Sen benim canımı çok yaktın, çok yaktın sen benim canımı. Ben bunu nasıl sineye çekeyim.
  
Ne demektir bu yalakalık, yavşaklık..? Bu kardeş dediğin kıza iltifatlar edip aşırı bir korumacılık. Hep içten içe bilirdik de konduramazdık. İlginin alakanın sebebi ne, neyden korktun da ağzını açamadın anlayamadık. Seviyorum desen en başta ama ilk başta hadi olmadı orta vakitlerde bir anda ya da bari en sonunda söyleseydin de mertçe çıksaydın ortaya. Uzaktan bile fark ediliyor onun bir tarzı varda senin ne adamlığın var ne bir duruşun, omurgasızlık da son nokta! Tekmelenen durakların sebebini, elin oğlunun karşısında racon kesme hikayeni şimdi anladık.
 
 Benim halime ne dersen de... İster kinci, ister hayalci, ister dengesiz de... Çoğul konuşuyorum BİZ senin halini en iyi bilenlerdeniz. Bizi de Allah bilse yeter diyenlerdeniz. Bu sebeple adamlığını yerde bulup öpüp alnımıza koyup yüksekçe bir yerde muhafaza ederiz. Bir gün gelir af dilemeye gelirsen -ki affımıza helalliğimize muhtaç kalacağın günler için çok dua biriktirdik- geri iade ederiz. Daha konuşulacak laf yoktur! Senin keder içinde olduğunu görmeden bana da huzur yoktur!

AŞKIN İLK'İ

 Ben bu pencerenin başında bilmem kaçıncı kez oturuyorum.  Bazen geçmişi düşünüyorum. Güzel anılarımı. Lise yıllarımı. Lise de millet ergenlik yaşarken ben kendi halimde sessiz sedasız etliye sütlüye karışmazdım. Bir de o zamanlar platonik aşıktım. Bilirsiniz hani şu dizilerde ki gibi. 
  
  Uzun palto giyer gelirdi okula baş kahramanımız. Aynı sınıftaydık. Senenin başından sonuna kadar hatta bir sonra ki seneye kadar keşke beni sevse diye dualar etmiştim. Bilmiyordum meğer ülkücüymüş ağır ağabeyimiz. Ona tersmiş böyle şeyler daha mühim işlerin peşindeymiş. Bana böyle demişlerdi bir kaç ismini hatırlamadığım gereksiz. Bir senenin sonunda öğrendim aşıkmış, oda beni sevmiş. Ne çok susardım yanında, kalbimi yerinden çıkacak sanırdım. O kadar başka biriydi ki benim için, bir şehri baştan sona onu görmek için adımlardım. Tüm okulun yengesi olmuştuk bir de. Sonra ne mi oldu nasıl mı bitti derseniz. Ben bıraktım.. daha yakışıklı daha zeki daha popüler bir adam için onu öylece ortada. Yani sorsanız herkes bunu anlatırdı size. 

  Sonunu anlatayım , hikayenin aslını. Çok sev, çok güven, onu kalbinde öyle bir yere koy, gözünde o kadar büyüt, sevgin kadar kocaman bir saygı duy her şeyine, sonra daha ilk defa sevgilisi olmuş tedirgin ürkek ve aşık bir genç kız olarak karşında ki adam seni gelsin öpsün. Beklemezsiniz ki, korkarsınız, nereden bileceksiniz o yaşta hem daha çok masum çok safsınız. Sonra bir daha kimseyi ne gözünüzde o kadar büyütür ne o kadar dört dörtlük olduğunu düşünür ne de sonuna kadar güvenirsiniz. Sonuçta erkektir işte. 
  ilk ve son arasında hangisi daha çok önemlidir sizce. Yani unutulmaz mı ilk aşklar dersiniz? Ama sonundayız işte, besbelli her şeyin en sonunda...

9 Temmuz 2015 Perşembe

SIRADAN(MEKTUP)

  "Sevgili yazmayı seven adam. Kocaman adam.. Öfkenize bile öfkelenemeyen, kızamayan, kırılamayan küçük bir bayandan söz etmemişsiniz. Size verdiği değeri hiç mi hiç fark edememişsiniz. Küçücük kalbiyle kocaman kalpli bir adamı sevmeye kalkıp eline yüzüne bulaştıran bu bayanı affediniz. Onun tek isteği size yakın olmaktı. Siz ise onu kendinizden uzaklara ittiniz. Pişman olunuz lütfen, pişman olup, özleyip bir an önce haber veriniz. Günlerdir aklımda olan yalnız sizin çehreniz. Gözümün önünden gitmiyor gözleriniz. Ne acıdır ki yazmayı bildiğiniz kadar sevmeyi bilememişsiniz. Bilseniz bu mesafeye razı gelemez, beni uzaklara süremezdiniz. Sevmemiş, sevememiş olma ihtimalinizi düşünmektir kalbime ızdırap veren. Bu konuda daha net olup lütfen artık bir şeyler söyleyiniz. Gelmeme veyahut bir daha asla karşılaşmamak üzere sizinle, en en uzağa gitmeme yetecek bir şeyler söyleyiniz. Umudum şudur ki kocaman kalbinizde küçücük de olsa bir yerim olsun ve sizi unutmak değil unutmamak, her daim hatırlamak boynumun borcu olsun. En güzel dileklerimle kocaman kalpli adam.. Sizin tabirinizle küçük bayan.. "

8 Temmuz 2015 Çarşamba

AÇIKLAMA

Bugün düz bir yazı yazacağım birazcık. Açıklama yapacağım diyelim. İçimi döktüğüm geçmiş yazılarım paylaşım tarihlerinden çok daha öncesinde kaleme alınmışlardı. Blog u açtığımda tanımadığım insanların beni, duygularımı ve yazdıklarımı önemseyeceğini tahmin etmiyordum. Yazılarımı paylaştım.  Gözümün önünde olsunlar ki unutmayım istedim. Neler olup bittiğini, ne hissettiğimi, öfkemi, kinimi soğutmamak istemiştim. Ama anladım ki ben bunu çoktan aşmışım. Sadece roman yazan bir yazar gibi karaktere bürünmüşüm. Karakter kendim değilmişim. Ben sadece yazanmışım. Yazmayı sevenmişim. Yaşadığım, hissettiğim, yazılarda ki hüzün bende mevcut değilmiş. Artık kalmamış içimde,bunu fark ettim. Ve artık yazılarımın bundan sonra sadece birer kurgu, güzel birer hikaye olduğunu bilerek okursanız sevinirim. Teşekkür ederim...

İNSANLAR KÖTÜ

  Sonradan alışıyor insan. Zaman merhem mi yaraya yoksa daha çok yarayı deşen bir hançer mi misalen? Sonradan anlıyor insan. Zaman boşa akıp geçerken bir atım atmamanın geride kalmak olduğunu öğreniyor insan. Adım atarken hatırlıyor  bu yolu, bu dönemeci, bu adamı ve bu yarayı... Biliyorum ben. Ben gördüm, ben yaşadım hepsini... Yeniden ve yeniden. Bir eşek aynı çukura iki defa düşmez derlerken, bilmiyorum kaçıncı çukur. Evet bahsi geçen eşek benim ya da sen...Yaşamadım diye yalanlamak neye çare. Hepimize rastlar kötülük, kötü gün, kötü an.. Kötü olan biz oluruz bir de sonradan. Sonradan alışıyor insan... Kötüye, kötü olana ve kötü olmaya çoğu zaman.
  Biraz büyümüş hissediyorsun. Yenilmiş çıktığın sevmeler den kaçar olup bir celsede mutluluğa inanıyorsun. Doğru nokta burası. Yani bence.. Sence nasıldır bilmem. İnsanoğlu nankördür bak bunu bilirim. Bencildir. Merhametsiz, vicdansız, anlayışsız, saygısız... Bir çok sıfat sayabilirim. Hep mi kötüdür bu insanlar derseniz; Evet. Sonunda mutlaka kötüdürler. Bir yerden sonra mutlaka...
 

28 Mayıs 2015 Perşembe

BİLİNDİK BİR SİTEM

  Bir hüzün, bir efkar.. Hadi gel başa sar, tamamla, bitir. Sonra yeniden ve yeniden aynı yerde, bir çay içimlik sürede aşık ol. Atamadığın sevgiyi kalbinde önce öfkeye sonra kine dönüştür. Biraz zaman geçsin bir kaç dal sigara iç, bir iki bardakta çay. Tekrar sevmeye başla sonra. Ne kin kalsın ne öfke. Nasıl bir düzendir bu? Daha ne kadar sürer bu canına yandığımın kısır döngüsü?
  Seni hayatımdan çıkarmayı kafaya koydum da kalbime hala bu denli yayılıp yüzsüzlük yapmana sebep ne? Bittiği yerde bırakıp ardına bakmayan bendim. Bir o kadarda bitmesin diye çırpınan. Bunlar değilde insanın canını yakan hani şu hep bahsettiğin dürüstlük var ya onu bulamamak sende. İnanmak ve yanılmak desem anlarsın bence. Her derdin devası her sorunun bir çözümü vardır. Kaçmakla kaçamazsın gözlerin kalır, aklın kalır. Niye kaçtın da savaşmadın diye sormak benim hakkımdır! Senin haddine düşmez yargılamak. Yargılanamayacak kadar çok sevdim. Bunu sende çok iyi bilirdin. Vicdan yapmamak için dönüp nasıl dersin sen gittin sen istedin. Kalsam gözlerinde ki soğukluğa katlanmak bana zulüm olmaz mıydı? Seviyorsa yaşadıklarımı haklı çıkaracak elinde hangi suçlama vardı?
Çayı biraz hüzünlü kısmından ve en koyusundan içmeli artık. Olmadı işte.Olmaz! Bu işin, sevmelerin, üzülmelerin, gülmelerin, seni düşleyip beklemenin tadı kaçtı. Allah'a ısmarladık...

21 Mayıs 2015 Perşembe

SORULAMAMIŞ SORULAR

 
Bunu sana yazıyorum bugün. Beni gör, duy, dinle isterim. Oku, bil, anla isterim. Yoldan dönen, sevmekten vazgeçen ben değildim. İncindim.. Sonra öfkelendim.. Bende aynı işte cevapsız soruların boğuculuğu içindeyim..
  Nasıl dönülür şimdi bu yoldan? Nasıl gelinir yeniden sana? Sen neredesin? Nerede bıraktın beni? Sonra alıp nereye koydun? Ne vakit vazgeçtin sevmekten? Ne zamandır gönlün böyle kolay soğur oldu? Benim içimde yangın varken sana nasıl kıvılcım sıçramadı? Ne diye gözlerimden uzaklaştı gözlerin? Ne yaptım da böyle yordun yıprattın, hayallerimi yıktın da yarı yolda bıraktın? Nerede eksiklik vardı neyi fazla kaçırdım? Düzelmez miydi ki öylece kestirip attın? Kolaydı sana madem ben niye bunca kor içinde kaldım? Ne oldu sonumuz? Nereye vardık şimdi? Ben hala dardayım. Gel nerede isen bul beni, fazla uzağa gidemedim...

18 Mayıs 2015 Pazartesi

İYİSİNDEN.. 'İYİSİN SEN'

  Ne dosttan vefa gördük ne yardan. Oysa değil miydi ki vefa; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamaktır. Ama haklısınız.. Kötü olmuşsunuz sizde, kötü yapmışlar sizi de işte... İnsanlara ne güveniniz kalmış ne acımanız. Taştan olmuş kalbiniz. İnsanlığınız ise merhametinizin yettiği yere kadarmış...
  Ben kötü olduysam kötü olanadır. İyiye iyiyimdir özümde. Kötüye iyilik er kişinin hakkı dediysek de bu zamanın şartlarında enayilik sayarlar bunu. Siz yinede özünüzü koyun ortaya. Neyseniz o olun. Her gün değişiyor dünya deseler de güneş aynı yerden doğuyor, güller çok güzel kokuyor, papatyalar hala beyaz ve biz hala insanız bir ton yazılı kağıt üstünde. Kanunen, hukuken insanız işte. Vicdanen bilmem ki neyiz..? Her şeye, her kötüye, her vicdansıza ve her vefasıza inat.. Batsın bu dünya desem fayda yok düzelecekse bir ucundan da ben tutacağım işte. Ateşe su taşıyan karınca misali. Ne merhametimi kaybedeceğim ne vicdanımı, ne insanlığımı alabilirler elimden ne de iyilik merakımı.  "Etmiyorum ulan! Canımı yakan hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum! Sizin canınız kıymetli de bizim ki patlıcan mı ulan? Öbür dünya da hepinizden alacağım olsun!" demişliğim de vardır elbet. Öfkem dilime bulaşsa da kalbim aynı kalacaktır. Papatyanın beyazı, güllerin kokusu ve güneşin doğuşu gibi...

BİRAZ ARGO..

  Hay ben gidişine, giderken girdiğin afilli modlara, o burnunu göklerde gezdirirken düştüğün alçakça duruma, namı değer adamlığına, on para etmez delikanlılığına, verdiğin vermediğin cevapların tam ortasına, duruşuna, bakışına, bir halta benzemeyen bir b.ka yaramayan sevişine, otu b.ku bilişine, ağzından çıkan her söze, sesine, sesinin tınısına ve tabii ki meymeletsiz suratına tükürüyüm... gibi sitemli laflar ediyorsanız sevmişsinizdir.  
  Ah be abi ne iyi biriydi o. Bırakıp gittiyse vardır bir bildiği. Sövülecek adam değil o. Hem sövsem sönmez yangınım.. diyorsanız seviyorsunuz ve saygı duyuyorsunuz demektir. Buna da aşıksınız desem yeridir. Hem gülümseyecek hem üzülecek günleriniz var yani. Geçmiş olsun...

16 Mayıs 2015 Cumartesi

KABUK BAĞLAMAZ YARA

  Öyle ya hepimizin bir yarası var. Yarınımız ise belki var. Anılar kadar kalıcı hafızaya yer etmiş başka neyimiz var? Anılar derken acı tatlı her şey dahil. Bir anı paylaşmalı o zaman şimdi hayata dair.
  Mevsimlerden bir yaz sıcağı. Onun derin anlamlı gözlerinde, yine bilmem kaçıncı ayın kaçıncı gününde, uzun bir sohbetin ortası.. Bir radyo çalıyor çay ocağının bahçesinde.Bir kaç güvercin havalanıyor. Üç beş amca sohbet ediyor. Karşımda, tam karşımda oturmuş anlatıyor. Ne anlatsa dinlerim modlarındayım ben. Bir dal sigara, bir bardak çay ve en koyusundan bir muhabbet var. Bunca özleyeceğimi  bilsem, sabahın köründen gecenin karanlığına kadar dinlerdim onu. Gerekirse on paket sigara içerdim. Bir demlik çayı bitirirdim. Sonu olmasın diye dua ederdim. Boş verirdim elimi tutmasını. Gözlerine bakmakla yetinirdim. Bilseydim şimdi bunca yabancılaşacağımızı. En samimi anlarımıza anlamsız bir mesafe koymazdım. Saygıyı hak ediyordu ama olabildiğince sıkı sarılmak ne zamandan beri saygısızlık sayılıyordu ki? Daha sıkı sarılmalıydım..
  Özlemenin en tuhaf yerindeyim şimdi. Bir hırçın bir iyi hissediyorum kendimi. Bir gün diyorum. Belki bir gün... Olurya yine bir çay ocağında dinlerim seni. Duacıyım... 


13 Mayıs 2015 Çarşamba

SIRADANNN...

  Sonunda bir kaç satır karaladı. Dün uyuyakaldığı masanın başında oturuyordu yeniden. Her yanı tutulmuş, işe zar zor gitmişti. Yatırılması gereken faturalar olmasa işe gitmez, tüm vaktini bu masanın başında geçirirdi. İnsanlardan uzak kalmayı seviyordu. Kalabalık yerlere girmekten, fazla gürültüden ve yeni yüzlerden nefret ediyordu. Alışverişini hep aynı marketten yapıp, kahvesini hep aynı sakin mekanda içiyordu. Belki de birileri onu tanısa bunalımda olduğunu düşünürlerdi. O ise böyle mutluydu. 
  Kağıdı eline aldı ve evirip çevirdi. "Artık yeter!" diye bağırdı kendi kendine. Ve son kağıdını önüne alıp tek nefeste doldurdu. İki gecedir yazmaya uğraştığı mektubu tek nefeste yazmıştı. Sonunda mektup adresine gönderilebilir haldeydi. Bir kez daha mektubu okumak istemedi. Katladı ve zarfa koydu. Mumu söndürdü, sigarasını yaktı ve karanlığa teslim oldu. 
  " Küçük bayan. Bilirsiniz beni, tanırsınız. Hani şu yazmayı seven adam. Beni öyle çağırırdınız.. Uzun zamandır aklımda ki tek şey size bir mektup yazmaktı. Fakat öfkem o kadar fazlaydı ki. Ufak bir tartışmanın bizi süreklediği bu kocaman fırtınadan sağ salim çıka bildiniz mi merak ediyorum? Ben hala o fırtınanın içinde öfkemle baş başa oturuyorum. Lütfen öfkem sizi korkutmasın. Benim öfkem artık kendimedir. Sizin o yaşlı gözlerinizi hatırladıkça aslında fırtınaya kimin sebep olduğunu daha iyi anladım. Küçük bayan. Küçücük kalbinizi bu dev, koca, kaba saba adamın kırmasına, incitmesine izin vermeyin. Sevginizin samimiyetinden asla şüphem olmamıştır. Lakin ben bir devken siz kibar, kırılgan, küçük bir hanımefendisiniz. Bu uyumsuzluğa sizi sürükleyen bendim. Bir özür mektubu olarak kabul ediniz bunu. Ve ben sizi hiç unutmamaya söz verirken siz hafızanızdan tüm bu olup bitenleri siliniz. Sizi üzmesine izin vermeyiniz. Yaşlı gözlerinizi biraz elem ve çokça sevgiyle hatırlayacak olan adam.. Yazmayı seven adam... Hoşça kalınız.."

12 Mayıs 2015 Salı

YÜZSÜZLEŞTİ ZAMAN YÜZLEŞEMEDEN

  Pekala beyefendi çıkın karşıma, sizinle yüzleşeceğim. Hatalarım oldu elbette ama lütfen dinleyin, affınızı dileyeceğim. Bir bakın gözlerime, haklısınız sıradan gelebilirler size. Ama anlayın; kızarmış, yaşarmış...Belli ki birileri bir yerlerde bu zavallı kıza yanlışlar yapmış. O da oturmuş ağlamış. Uzun ve karanlık gecelerde. Başka ne gelir elinden. Yorulmuş, yıpranmış, yaralar almış  kalbi  en derinden. Bakın bir ne olur. Bilseniz acırsınız. Ne çok şeylere katlanmış. Bir de yetmemiş kalkmış gelmiş işte size. Boyundan büyük işlere kalkışmış, sevmiş sizi bir de...
  Dinleyin lütfen.. Kalbinin atışını da mı duymuyorsunuz? Ah! Beyefendi çok vicdansız davranıyorsunuz. Zavallı bir kızı ne kadar çok üzüyorsunuz. Unutmayacağım sizi.. Sizde beni unutmayıp, gözlerimden hatırlayınız..
.

YERİNE YAKIŞMAYAN YERSİZLİK

  Bugün öfke kusacağım biraz. Huyu huysuzluk olan insanlardan bahsedeceğim. Kibirlerinden, egolarından ve aptalca düştükleri durumdan bahsedeceğim. Kalbine iyilik, güzellik koyamayan insanların acizliğinden bahsedeceğim. Başkalarının noksanını kendini yüceltmeye vesile sanan, dünyada ki varlığı kimsenin umurunda bile değilken dünya onun için kurulmuş gibi böbürlenen ilginç mahluklardan bahsedeceğim. 
  İnsan olmanın özünde ve her duyduğumuz özlü sözde benlikten uzaklaşmak vardır. Sen seni bil derken Yunus Emre ne kadar aciz olduğumuzu fark etmemizi istemiştir. Size bugün bundan bahsedeceğim. 
  Hey gidi burnu kaf dağında gezen gözü kör gönlü kor yaratık! Her yanan pişmez! Ya yanar kül olursun ya yanar kul olursun. Adından önce ünvan geldi diye sen kendini ne çok yücelttin ey nefis kölesi. Padişahlara, sultanlara kalmayan dünya da söylesene senin hüküm sürdüğün yer neresi? Bitecek, belki de bitti. Bak ve gör. Kimsin sen? Kimden üstün vasfın var be ahmak kör! 

10 Mayıs 2015 Pazar

SAHNESİ OLMAYAN BİR VEDA

  Bir bahar günüydü. Mart ayının bilmem kaçıncı günü. Bunu hatırlamasam da olur. İlk konuştuğumuz gündü işte. Maçtan çıkmıştık. Her maçını izlerdik biz cimbomun, koyu taraftardık. Bir arkadaşın yanında gelmiştin sen. Tanımıyordum, tanıştık. Sohbet derindi, iyi anlaşmıştık.  Çok planımız vardı, güzel şeyler yapacaktık.
  Bir kere daha sohbet ettik ve bir kere daha.. Her seferinde daha çok şey öğretmiştin bana. Ellerin titriyor demiş ve ağlamamı önermiştin. Bilmiyorum nasıl anladın ağlamaktan kaçtığımı?  En derin yaralarımı sabırla, sükunetle dinlerdin. Hem iyi dinler hem iyi konuşur hem de çok güzel gülerdin. Bilirim demez mütevazilik ederdin. En çokta bu huyunu severdim.
  Şimdi dönüp baktığımda ardıma seni tanımış olmanın zerrece pişmanlığı yok içimde. Bir yanlışlık yok bir yalnızlık var sadece. Bir söz var bildiğim;  "Nasipte olmayan düşmez heybene". Ben seni sen etmem ben seni senden de etmeyim diyen bir adamdan sonra depresyonlar, bunalımlar yaşayamazsınız. Güçlü bir kadının yaptığı gibi güzel bir şeyin sonunda aynı güzel hissi yaşar ve yolunuza bakarsınız. Eyvallah demek ağır abilik değildir. Eyvallah insan bünyesine iyi gelen hoş bir kabulleniş, s.kt.r çekiş, yol veriş ya da veda ediştir. Ne diyeyim ki reis.. Eyvallah!


9 Mayıs 2015 Cumartesi

ÖYLE çok ŞEY VAR Kİ İÇİMDE..



Anlatmak istediğim çok şey var aslında. Gönlümün yıkık dökük yerlerinden mi anlatsam bir parça. Yoksa en keyifli yerinden, atlıkarıncaya binmiş çocukların sevinci gibi hak edilmiş, masumca olan neşemden mi anlatsam biraz. İnsanoğluyuz sonuçta, her duygu bize münhasır.

Ben hepsini yaşadım ve yaşıyorum. Hafızamdan silinmeyen anıların acısı ve yeni günlerin neşesi var içimde. Pişmanlığım da çok iyikilerim de. Sevgim de çok nefretim de. Neşem de çok kederim de. Çokluğu sevmem aslında. Benim çoklarım azdır. Çok yaşayamam hiç bir şeyi. Çok gülemem mesela, çok ağlayamam, çok nefret edemem, çok yiyemem, çok gidemem, çok şey bilmem. Çok derken bile fazla gelir çok cümlelerime. Yalnızca bir kere çok demek bile az geldi benim için. Çok seviyorum demek anlatmaya yetmedi o çokluğu. Çokların bile az geleceği bir çoklukta sevdim işte.

Çok yaşa deriz ya hani. O hiç çok yaşa demezdi. Galiba o da çoğu sevmezdi. Benden daha tecrübeliydi çoklar konusunda. Bu yüzden benim gibi tökezlemedi. Çok sevmedi!

Siz ÇOK sevin emin olunca, ÇOK gülün unutulamayacak anılarınızda , ÇOK ağlayın yine unutmamak için, ÇOK nefret edin hatta, sizi üzeni silin, ÇOK konuşun, siz konuşun, kimsenin yalanını dinlemeyin... Hayat azla da çokla da bitecekse., en çok nasıl mutlu olacaksanız öyle yapın. Birde son olarak kendinize çook iyi bakın....

7 Mayıs 2015 Perşembe

GİRİLMEZ DEĞİL GİDİLMEZ!!!

  Derin yaralar almış insanların yeniden sevmesi zordur. Onlar cesur olamazlar. Hep bir tedirginlik bir korkaklık yaşarlar. Son bir kaç damla umudu, yeni toparlanmış bir kalbi körü körüne ateşe atamazlar. Vedalardan, gitmelerden hiç anlamazlar mesela, bilmezler,beceremezler. Kalmayı öğrenmişlerdir. Kalan hep onlar olmuştur. Kaybeden hep kendileri olacakmış gibi hissederler. Tedbiri elden bırakır aşka kapılırlarsa yeniden toparlanmak daha çok vakit alacaktır, bunu bilirler. Bu yüzden ürkek bakan bir çift gözü iyi hatırlayın. Eğer sizi sevmişse o bir çift ürkek göz. Biraz daha dikkatli bakın. Aslında sevilmeye değer bir şeyler vardır o ürkekliğin altında. Kaybetme korkusu vardır mesela. Size sımsıkı sarılırlar bu yüzden. Gitmeyin diye varını yoğunu koyarlar ortaya. Benden ufak bir tavsiye; gitmeyin be bu sefer gitmeyin..!


6 Mayıs 2015 Çarşamba

SIRADAN DEVAMI..

   "Genç kız arkasına bakmadan koşuyordu .Takılıp düşmesi ona çok vakit kaybettirebilirdi. Sanki  o psikopat  tam ensesinde, her an yakalayacakmış gibi hissediyordu. Adrenalin tüm vücuduna yayılmıştı. Korkuya yenik düşemezdi. Akıllı davranmalıydı. Bir an önce kendini yola atsa bir araba durdurup bu lanet yerden uzaklaşabilirdi..."
  Yazmaktan yorulmuştu. Mumu yeniledi ve bir önce ki yazısını yeniden gözden geçirdi. Yazdıklarını tekrar tekrar okumak alışkanlığı haline gelmişti. Ne zaman hikayeden koptuğunu fark etse, başa dönüp okumayı seçerdi. Böylelikle yeniden romanın kahramanı olup, konuya kendini dahil ediyordu.
  Kendine güveniyordu, yazmayı seviyordu, okumayı da. Ama yinede tedirgin oluyordu. Bir cinayet romanı yazmak ne kadar akıllıca bir fikirdi ki? Bir çok roman, makale okumuştu. Seri katillerin psikoloji raporlarını incelemiş, adli tıp üzerine derslere bile girmişti. Küçükken okuduğu romanlarda ki polislere, kasaba şeriflerine, ya da otopsi doktorlarına imrenmiş ama hiç biri olamamıştı. Her yeni kitabında hepsi olabiliyordu artık. Tıpkı çocukluğunda ki gibi.
  Çocukluğu aklına gelince biraz irkildi. Herkes gibi sıradan bir çocukluk geçirmemişti. Sigarasına uzandı, mumun alevinde yaktı ve bir nefes çekti. O kadar dalgındı ki nefesi mumu söndürmüş karanlıkta kalmıştı ama bunu dakikalar sonra fark edebildi. Yeniden mumu yaktı. Bu son mumu olmalıydı ve son dal sigarasını içiyordu. Dışarı çıkıp almayı düşündü. Romana devam edebilirdi. Henüz uykusu gelmemişti, saatte çok erkendi. Sigarası bitince ceketini aldı mumu söndürdü ve kapıyı yavaşça çekerek çıktı...

5 Mayıs 2015 Salı

SIRADAN..

  Masada ki küllüğe baktı önce.. İzmarit yığınını gördü, belli ki saatler geçmişti. Boş verdi, üşendi dökmeye..  Bir küfür savurdu önce. Yine sert, kararlı, kendinden emince. Yaktı yine uzunundan bir sigara, yazmaya devam etti. Yalnızlığı seviyor olmalıydı, çünkü burada yalnızdı. İzmaritin parmakları arasında duruşunu seviyordu, tavanı izlemeyi, hayal etmeyi, sütsüz kahveyi,.. Ne çok şeyi sevdiğini düşündü.. Sonra sevmediklerini. Sahi! Onu seviyor muydu? Bunun cevabını tabi ki biliyordu. Seviyor olamazdı. Sevmenin neresi acı vericiydi ki. Kağıdı buruşturup attı. Öbek oluşmuştu şimdi, tam masasının yanında. Bir mektup yazmak nasıl bu kadar zor olabilirdi? 
  Sokak lambasına daldı gözleri.. Bir müddet daha düşündü. Nefretini mi kusmalıydı bu kağıda yoksa gururu bırakıp bir kenara anlatmalı mıydı her şeyi? Hissettiği her şeyi.. Aslında kaçmak için bahanesi olan nefret yerine kaçtığı şeyi, sevgisini mi anlatmalıydı?  Anlatabilecek miydi? Ya o? Anlayabilecek miydi? Düşündükçe yorulduğunu hissetti. Pes etmeye niyetlendi. Ama yapamadı. Bu yorgunluğu bile seviyordu. Onu düşünmenin verdiği yorgunluğu...
  Bir müddet karanlıkta oturmayı düşündü. Mum ateşinin dalgalanışını, gölgeleri ve loşluğu sevdiği için mumları hep hazırda dururdu. Akşam eve geldiğinde önce karnını doyurur, sonra  hiç kaçırmadığı o programı izler ve bu masanın başında bulurdu kendini. Işığı kapatır, mumunu yakar ve yazmaya çalışırdı. Bir romana başlamıştı aslında. Ama bugün bu mektup yazılmalı ve sabah erkenden yollanmış olmalıydı. Mumu bir nefeste söndürüp karanlığı izlemeye başladı..
  Aynı sesler,  aynı yüz, aynı kahkahalar karanlıkta da kafasının içinde de yankılanıp duruyordu. Ve ardında yine aynı tonda aynı tınıda bağırışlar, hıçkırıklar.. Daha fazla dayanamadı. Yorgun düşmüştü ve ağır ağır kapanan gözlerine direnmedi. Uyuya kalmıştı ahşap masasında. Bir gün daha böylece bitmişti..

4 Mayıs 2015 Pazartesi

TEKTONİK, HİPERBOLİK, PLATONİK

  Aşk denilince aklınıza sevgiliyle sinemaya gitmek, deniz kenarında gezerken kağıt helva yemek ya da romantik akşam yemekleri filan gelmiyordur eminim. Filmlerde, dizilerde gördüğünüz klişe sahneler bunların hepsi. Burası gerçek dünya dostum. Ve hepimizin bir zamanlar ulaşılmazı, büyük aşkı, platonik tutkusu mutlaka vardı. Çok azımızın hala var... Yine o filmlerde ezik çocuğun popüler kıza aşık olması ve film sonunda  sevgili olmaları gibi bir durumda yok üstelik... Vazgeçmek zorunda kalınılan gerçeklik var burada... Bizim kültürümüzde de bir söz var: Olmayacak duaya amin dememek.
  Öyle ya hepimizin kendimizce işleri, hayat telaşesi, kafasında bin bir tilkisi var. Bir de öğrenciysen ve odaklanmam gereken derslerin, sınavların varsa boş ver abi hiç aşık olma. Hele platonik aşk mı? Yok yok asla! Bilmeniz gereken bir gerçek daha var yalnız. Ne yaparsanız yapın aşktan kaçamazsınız...

  Benim bahsetmek istediğim durumsa bu değil. Acınılası bir gerçek şu ki: Şimdilerde kimse platonik bir aşkı kabullenmiyor. Elimizde ne varsa eyvallah deyip bırakın da sevgilimizle aşkımızı yaşayalım tavırları içindeyiz. Aşk mı diyorsunuz yani siz buna? Uğrana savaşmadan ne kazanabilirsiniz? Ayrılık sonrası travmalar ise ayrı bir ilginçlik zaten. Bir yerde okumuştum 'kazanılmadan kaybedilen şeyler her zaman acı verir insana' diyordu. Kazanmadan kaybettiğimize üzülmek doğamızda var galiba. Aşk ve savaşı bir çok kez aynı cümlede kullanmışlığımız var diye söylüyorum. Savaşçı bir toplumun pes eden gençleriyiz...
  
 

3 Mayıs 2015 Pazar

SONRANIN SONRASI

  Kaçtıkça gelen anılarda neyin nesi.. Silinmiş onca fotoğraf, atılmış onca yazı.. Nasıl olur da yeniden yeniden çıkar insanın karşısına? Tesadüf diye bir şey var mı ki? Dün seni görmüş olmak acı veren bir şey değil. Peki bugün..? 
  Affetmeye yakın değilim. Sahil uzakta ve ben yüzmekten yoruldum. Ama vazgeçmedim. Senden en uzağa gitmek tek hedefimdi. Şu anıları buradan alın lütfen, bunlar plana dahil değildi. Hay aksi! Yok öyle kolay olamaz. Olmamalı! Boşa geçirmiş olamam bunca zamanı, boşa aşmış olamam bunca dar boğazı. 
  Ve şimdi yeniden aynı şarkıları dinlemek, aynı duyguları beslemek -aşina olunan acımsı bir tat ağızda-, aynı yere varmak demek. Dünyanın geoit olduğunu biliyoruz ve aslında bir çoğumuz yuvarlak diyoruz.Sonuç olarak  aynı yere varıyoruz. Bu da kendimce ispatı. Nasrettin Hocanın dünyanın merkezi burası inanmazsanız ölçün demesi gibi... 

  Tabi ki de aşk acılarımdan uzun uzun bahsetme niyetinde değilim. Siz siz olun üzerinde fazla durmayın, geçin. Yoksa işin içinden sizi ne Güzin abla (sahi o hala var mı?) kurtarır ne de başka biri. Biliyorum biliyorum melankoliyi hepiniz çok seviyorsunuz. Ve eğlencenin dibine vurmadan önce bir depresyon evresi yaşıyorsunuz. Bir nevi bahane bence. Depresif takılmadan eğlenmek tuhaf geliyor bizim millete. Bakın ne diycem sigaranızı bu seferlik keyiften yakın. Sigara bitince yeniden ağlamaya devam. Tabi canım.. Bu seferlik dedim. O halde kahrolsun psikolojisi düzgün insanlar yaşasın tam bağımsız ruh hastaları...